Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 27 Mart 2014

KARŞILAŞTIRMALI ÜÇ OĞUZ YURDU: İSTANBUL – BAKÜ – TEBRİZ

Soñ dört yıldır ilkyaz bayramını Bakü’de géçiyorum. İlkinden soñra şu düşünce vardı bende; bir soñraki bayramı Tebriz’de géçireceğim. Ancak hep bir sorun çıkıyor, ben Bakü’den çıkamıyordum. Bu kéz sorunlarımı aştım, buşku içinde gidip biletimi aldım. Bu sıra kendime yoldaş da buldum; Caner Karakılıç.

İran’a daha önce çok kéz gittim; Ermenistan, Azerbaycan topraklarınıñ arasından géçtiği için Nahçıvan’a giderken İran’dan géçmek durumundasınız. Çocukluğumda uzun süre yaşamışlığım da var. Ancak bu kéz doğrudan tatile gidiyorum. Çocukluğumda gördüklerimi anımsamıyorum, araç ile Aras ırmağınıñ yanından hızlıca géçip gittiğimiz için de bir tat almışlığım, deneyim yaşamışlığım yok. İşte, bu yüzden benim için önemli bir yolculuk. Hem de ilk kéz, yurtdışına gezi için çıkıyorum. İş, okul déğil doğrudan gezi amaçlı ilk yolculuğum.
Resim
Géceden yolluğumu anıklayıp, gündoğumunda yola çıktım. İşin açığı biraz da macera istiyordum. Çünkü Bakü’de kısır bir döngüye girmiş; iş, okul, ev arasında örgü dokur olmuştum. Bu sıradanlıktan çıkmak için yaşantıma öñ (renk) katmak amaçlı idi biraz da… O yüzden Tebriz hakkında hiç araştırma yapmadım. Sıcaklığı ne, akça/para birimleri arasında değer ne, soñrasında efendim nerede ineceğim, nereler gezeceğim… Hiç! Öylesine doğaçlama bir yolculuğa çıktım. İlk sorunumuzu da otogarda otobüsü arayarak görmüş olduk. 9:00’da gitmesi gereken araç 9:30’da daha yéñi yolcu alacağı yére geldi. Géçiktiğini herhangi bir yétkiliden öğrenemeyince, oraya buraya bakmaktan yıpranmıştık bir ara.

Bir biçimde yola çıktık. Azerbaycan’da onsuz da benzin éderleri ucuzken, bir de yol üstünde kaçak benzin aldık. Sürücümüzüñ, kaçak benzin satan, kendine yol üstünde bir düzenek kurmuş kişi için “qeti qorxmur” démeli “kesinlikle korkmuyor” sözüne gülümsedik. Soñrasında bu sözü, İran’daki birkaç olay için de kullanmaya başlayacaktık. Yasakları çiğneyen birini görsek, ilk usumuza gelen bu olacaktı.

Topu topu 12 kişi idik. Koca otobüste bizden başka kimse yoktu. Sınır kapısına geldik; bomboş. Başka gün olsa, ana baba günü gibi olur. 2,5 saat sırada beklediğim günü biliyorum. Bu kéz kimse yoktu, hızlı biçimde damgalarımızı basıp Azerbaycan’dan çıktık. Bu sıra Azerbaycanlı memurlar bizi küçümsedi; ne işiniz var orada diye. Az ilerimizde İran kapısı vardı; girdik. Bizi çiçeklerle karşıladılar. Güleryüzle kurabiyeler, şekerlemeler, çikolatalar sundular. Caner’le buna çok şaşırsak da, bir yandan da çok sévindik. İlkyaz bayramı, gérçekten de olağanüstü olacak bizim için, diye içimden géçirdim. Çünkü bize dédiler; eñ iyi bayram orada olur. Daha sınır kapısında böyle ise, şimdi Tebriz’de nicedir!
Resim

İran topraklarında ilk ilgimizi çeken, her yérin ekili olması idi. Daha yarım saat uzaklıktaki Azerbaycan toprakları kurak, çorak kendi hâlinde bırakılmışken, bu yanıñ böylesi ekinli olması, yémyéşil görüntüsü içimizi açmış, tarımıñ epey ileride olduğu izlenimini vérdirmişti. Karanlık düşene değin géçtiğimiz tüm topraklar ekiliydi.

Géce vardık Tebriz’e. Bizi kuş uçmaz, kervan géçmez bir yérde indirdiler. Ne bir satak var çévrede, ne de bir binek aracı. Öylece orada kaldık. Bu sıra birinden ötündük de, géñelağ üzerinden tanıştığımız biriniñ sayılarını aramasını istedik. Sağolsun, bize yardımcı oldu. Bizim için binek çağırdı, o da bizi Amanullah’ıñ yanına götürdü. Bundan soñra işimiz kolay oldu, çünkü Amanullah Sadiği bizim için kılavuzluk étdi. O olmasaydı elimiz ayağımız birbirine dolanırdı. Kendi evine götürdü, ağırladı.

Géceyi çok çetin géçirdik. Çünkü İran Türkleri yatak, döşek kullanmıyorlarmış. Yokluktan déğil, yaşam biçimleri böyle imiş. Yére bir örtü serip yatıyorlarmış. Konuk umduğunu déğil, bulduğuyla yétinirmiş. Géce onlarca kéz uyandım, Caner de öyle. Sert yérde nice yatalım! Alışmışız yumuşak yatağa. Karnımıza epey bir kalık girdi, osumla doldu.

Günaydığında merkeze géçmek için yola çıktık.

Türkiye otobüse bindiğinde ödersin. Azerbaycan’da indiğinde akçayı vérirsin. İranda ise yolculuğunuz sırasında genç biri gelir herkesten toplar. O yüzden ön kapıdan, arka kapıdan binmişsin çok da önemli déğildir. Ben de arka koltukta oturmayı, eñ gériden yolu izlemeyi séven biriyimdir. Bu yüzden otobüsün arkasına géçtim, ancak bir baktım, tam ortada demir bir örek var; ikiye bölmüşler. İçimden, ben şimdi öne nice géceceğim, bu niye var diye géçirirken Amanullah beni öne çağırdı. Démek arkada kadınlar, önce erkekler otururmuş. Böylesi kesin bir yargı var. Arka kapıdan girişi de ikiye bölmüşler. Örneğin ilerleyen günlerde karı koca çiftin arka kapıdan binerken birbirlerinden ayrılmalarına çok kéz tanık olduk. Sévgililerin de öyle. Birbirlerine bakışlarını, gülümsemelerini, onları ayıran öreğin sévginiñ önüne géçememesine hep saygı duydum. Çocuklar da çoğu kéz analarınıñ yanında oluyordu. Arada babalar da küçük kızlarını kendi bölümlerine géçiriyordu.
Resim

Merkeze geldik. Ancak kimsecikler yoktu. Aldatıldığımıza soñunda inandım. Burada bayram başka olacak sanıyordum. Değme yér cıvıl cıvıl, oraya buraya kaçışan çocuklar, yırlar, oyunlar, türlü étkinlikler bekliyordum. Iğdır’da bir günlüğüne olsa da kutlardık. İstanbul’da her ne denli Kürtler orayı burayı yıkıp bayramımızıñ içine étseler de, bir tören düzenler orta oyunu izlerdik. Bakü’de onsuz da günlerce süren étkinlikler oluyor. İşte, bu yüzden çok büyük beklenti ile geldiğim Tebriz’de büsbütün düş kırıklığı yaşıyordum. Bayram étkinlikleri kimsecikleriñ umrunda déğilmiş. Kim var, kim yoksa ili, yurdu terk étmiş, gezmelere gitmiş. Azerbaycan sınır kapısında bize “Oradakiler Bakü’ye geliyor, siz niye oraya gidiyorsunuz” diye sorduklarında, bu denli olacağını kavrayamamıştım. Biz de bu yüzden boş sokaklarda, boş boş dolanıp açık birkaç yérde öy géçirmeye baktık.

Müzelerden kimileri açıktı, onları gezdik. Sıradışı olan, girişler édersizdi. Üstelik bediz de çekilmesine olur vériyorlardı. Bizde böyle mi? Édersiz démişken, İran’daki eñ güzel ayrıntılardan biri, ayakyolunuñ da édersiz oluşudur. Hem titiz, hem de édersiz. Bu çok önemli bir ayrıntı. Bizim, éderli géñel ayakyollarımız bile kötüyken, burada böylesini görmek beni sévindirdi. Çünkü yaşlılarımızdan şunu işitmiştim; Biriniñ ne denli titiz olduğunu bilmek istersen, evine gittiğinde onuñ ayakyoluna bak”. Démek İran’da titizlik çok önemli. Azerbaycan’da ise apayayrı bir konu. Ayakyollarındaki oturaklarıñ arasında kimileyin örek bile olmuyor. Yunaklarda perde bile çekilmiyor. Ruslardan géçmiş sanırım. Bize büsbütün uzak bir biçim. O yüzden bir türlü alışamadım.

Yémek yémek büyük bir sorun olmuştu bizim için. Açık yér yok! Nereye baksak kapalı. Bir saatten çok bir aşevi aradık. Bulunca da güzelce yédik. Açıkçası Tebriz’de biz hep yémek yédik. Açık olan yérler aşevleri idi, bir de ucuz olunca göñlümüzce yiyip içtik. Düşünüñ şimdi; çorba + pilav + kebap + salata + yoğurt + kola = 6000 tümen. Bu da yaklaşık 4 lira 40 kuruş.
Resim

Toplum kendi arasında “tümen”i kullanırken, kamusal olarak akçalarıñ üzerine “riyal” yazıyor. Akça birimleri çok düşük. AKçalar yıpranmış, yırtık, bantlı… Bizim de bir ara böylesi bol koflu (sıfırlı), yırtık pırtık, bantlarla dolu akçalarımız vardı. Démek yabancılar bizi nice de küçümseyebiliyorlarmış. Oysa Azerbaycan akçaları pırıl pırıl. “Dolar” gibi gıcır gıcır olmazsa kullanılmıyor, eñ ufak bir yırtıkta kimse almıyor. Bu yüzden “manat” çok değerli; Türk lirasınıñ da 3 katı onsuz da.
Resim

Tebriz’iñ önemli yapılarını gezmeyi sürdürdük. Bu sıra gözümüze birkaç gezgin çarptı; Almanlar. İlerleyen günlerde de bu Almanlarla çok kéz karşılacaktık. Orada bulunduğumuz süre boyunca gezginleri de sayma olanağımız oldu; 13. Onsuz da bunlarıñ yarısı Alman idi. Nereye gitsek birbirimizi görüyorduk.

Akşama doğru Amanullah, bizi uruğunuñ yanına götürdü. Tebriz’e yakın bir il; Merend. Mişov dağınıñ eteklerinde kurulu bir yérleşim birimi. Ev mimarileri bizim alışık olduğumuzdan başka. İran’da génel olarak böyle imiş. İşiñ özü, biraz beñzeri eski Iğdır evlerinde de var. Géçmişten gelen yurt (çadır ev) alışkanlığınıñ sürdürülmesinden kaynaklı bir durum. Büyükçe bir oda, yérde minderler… Küçük odacıklar da soñradan eklenmiş. Evet, yurtlarıñ bezden keçeden déğil de tuğladan dikilmiş biçimi olarak düşünün.

Konukséverler. Bizi el üstünde tuttular. Güzel yémeklerle bizi beslediler. Çay sundular, kurabiye vérdiler. Bu sıra Amanullah kardeşleri ile tanıştım. Biri ressammış; İsmail. Öbürü de soyut öğbilim okuyan bir öğrenci; Ekber. İsmail evdeki bütün tabloları çizmiş, hem de bunları öğrencilik döneminde yapmış. Türk toplumunda sanata bakış açıcısı “uğraş olarak soñra yaparsın, önce kendine meslek édin” biçiminde olduğu için yéterli ilgiyi, desteği görememiş. Şimdilerle seramik ustası olarak çalışıyormuş. Umarım birgün sanatı ile uğraşırken görürüz. Ekber ise bir öğbilimci. Felsefeye de ilgisi olunca evdekileriñ “bunlar ne diyor” bakışları altında epey konuştuk. Çok buşkulu bir konuşma biçimi var. Güzel kişiler… İçtenliklerine saygı duyuyorum.

Ertesi gün Tebriz’e yéñiden geldik. Kimi yérler açılmış, dışarıya da biraz kişi çıkmış. Sokaklar canlanınca gözlemlemeye de epey olanağımız oldu. Önce biçemlerinden başlayayım;

Türk kızı değme yérde bir; havalı! Kızların havasından géçilmiyor. Bakü’de olduğu gibi bakımlılar. İstanbul kızları bakım konusunda soñuncudur. Bakü kızları abartılı alları (makyajları) ile öne çıkar. Tebriz kızları ise, ikisiniñ ortası bir ayar tutturmuşlar. Hem de şeriat baskısından dolayı başlarını kapamak durumunda oldukları için yéñi bir biçim ortaya çıkarmışlar. Alınlarınıñ üstünde bir tutam saç dışarıda bırakıp, üstüne örtü atıyorlar. Önde bırakılan saça da değişik örnekler uyguluyorlar. Açıkçası herkes çarşaf giyiyor sanıyordum, yanılmışım. Pantolon neyin de giyiyorlar; Afgan örneği.

Gelelim erkeklerine… Buna ilginizi çekerim. Çünkü aşmışlar kendilerini. Ne İstanbul’da, ne Bakü’de… Tebriz’de bambaşka bir Türk erkeği görüyoruz. Bakımlılar! Düşünebiliyor musunuz? Yaşlısından gencine, yéniyétmesinden çocuğuna… Hepsi bakımlı, hepsiniñ özgün bir biçimi var. Öyle bir saç, sakal örnekleri var ki, nice añlatacağımı bilmiyorum. Size şunu diyeyim, siz gérisini gözünüzde canlandırın; polis, “Ümit Davala örneği” saç kestirmiş. Evet, bildiğiniz kamusal görevli bir polis, yanları kazıtmış, ortada saç bırakmış, omzunda da kaleşnikof ile gözetleme yapıyordu. Kimileri top sakallı, kimileri bıyıklı olsa da polislerin bile kendi biçimleri vardı. Polis buysa, siz toplumu düşünüñ artık! Bakü erkekleri ise tek tiptir; kapkara giyinir, sinekkaydı tıraş ile dolaşırlar. Hatta şunu işittim; Kişi kara giyinir”. Üstelik biraz renkli giyinirsen dönüp bakarlar, değişik bir saç, sakal bırakmışsan söz de atarlar. İstanbul’da ise yadırgarlar. Nitekim Tebriz’de, uruk babası, yanında çarşaflı karısı olan kişiler yéşil spor ayakkabı giyebilecek, üstüne sarı kısakol çekecek denli özgürdürler. Kimse de yadırgamaz. İstanbul’da dalga konusu olur. Bakü’de belki cinayet nedeni! Ancak burada kimse kimseye karışmıyor. Saçını arkadan bağlayan yaşlılar da var, gözüne sürme çeken gençler de! Birgün film çekmek için oyuncu gerekirse ilk uğrayacağım yér Tebriz olacak.
Resim

Frensizler! Evet, Tebriz’de kimse frene basmaz. Trafikleri çok kötü. Kimse kurallara uymuyor. Işıklar, yaya çizgileri neyin yalan. Bakü bu konuda çok iyi. Yaya çizgisine adımını atar atmaz araçlar yavaşlar, durur size yol vérir. Tebriz böyle déğil. İstanbul’da da déğil ancak, hiç olmazsa fren nedir bilirler. Bunlar basıp géçiyorlar. Soñradan şunu öğrendim; arkada pay bırakmak gerekiyor. Şöyle, siz yola çıktığınızd arkanızda boşluk oldu mu, tamamdır. O araç hiç yavaşlamadan direksiyonu kırıp arkanızdan dolanacaktır. Frene basmak yok, ayağını azıcık gazdan çekmek var. Özellikle bir motorcunuñ arkamızdan géçmek için bir çabası vardı ki, usumuza geldikçe onu kutluyoruz.

Tebrizliler çok rahat kişiler. Babam dérdi de, çok añlayamazdım. Akça çok da umurlarında déğil. Bayram günü kapatıp gitmelerinden belli onsuz da… Örneğin Caner hurma almak istedi, tümenimiz yétmedi, satıcı da manatı istemeyince “bekle, bozdurup gelelim” dédik; 4 dakika soñra bir geldik, satıcı satağını kapatıp gitmiş. Çay arası vérmişmiş! İstanbul’da 4 dakika déğil, 4 saat bile beklenir. Bakü’de biraz Tebriz gibi. Örneğin akçañ bozuk déğilse bu seniñ suçundur, sana ürün satılmaz. İstanbul’da satıcı alır, dışarıya çıkıp bozdurur getirir. Bakü’de git bozdur gel dénir. Kendini çok kéz suçlu gibi bilirsin, bozuğun yoksa alma düşüncesi vardır.

Tebriz eski yurt. Doğru düzgün geliri de yok. Bakü’de ise sürekli yéñi yapılar dikiliyor. İstanbul da öyle. Belki eskiden çok güzeldi ancak günümüzde yétersiz kalıyor. “Azerbaycan bir olsun, başkenti Tebriz olsun” déniyor ya hani, olmasın kardeşim. Azerbaycan bir olsun ancak başkenti Tebriz olmasın. Bakü olarak kalsın, hatta Nahçıvan olsun; orası daha güzel.
Resim

Dédiğim gibi, İran Türkleri çok rahat kişiler. Hiç aceleleri yok. Çalışmak için ivedi davranmıyorlar. Örneğin gümrük kapılarını géce kapadıklarını biliyor muydunuz? Hadi biz bilmiyorduk, otobüs firmaları mı da bilmiyor! Bizi 21:00’de kalkacak diye çağırdılar, 22:00’ye doğru yola çıktık. Géce 04:30 gibi sınır kapısına vardık, ancak gérçekten de kapalı. Karanlık! Hiçbir yérde ışık yok. Sürücüye sordum, saat 08:00’de açılacakmış. Bunu biliyorsanız géce 01:00 neyin çıkaraydınız bizi désem de, ben ne édebilirim dédi. Bir biçimde açılmasını bekledik. Soñra 08:30’da açıldı. Sıraya aldılar bizi, bu kéz de görevliler yok. Onlar da 09:00’da geldi. Yarım saat soñra damga vurmaya başladılar. Azerbaycan’a géçerken böyle kendi anayurduma géçiyormuşum gibi oldu. Démek bu denli benimsemişim bu yanı. İranlılar rahat da, Azerbaycanlılar déğil mi? Bunlar da rahat, 10:30’da bizi kabul éttiler, “ne işiniz var” gibisinden sorup dalga da géçtiler.

Soñuç olarak; İstanbul, Bakü, Tebriz diye karşılaştırdığım üç Oğuz yurdu; Türkiye, Azerbaycan, İran türkleriniñ géñel özelliklerini yansıtmak içindi. Üçümüzdün de ortak bir yanı varsa, o da dildir, Türkçe’dir. Yoksa üçümüz de ayrı yaşam biçimleri, ayrı ekinçler geliştirmişiz. Ne inanç, ne de géçmiş. Bizi bir arada tutan yalñızca dilmiş, dil.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: