Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 27 Mart 2014

KARŞILAŞTIRMALI ÜÇ OĞUZ YURDU: İSTANBUL – BAKÜ – TEBRİZ

Soñ dört yıldır ilkyaz bayramını Bakü’de géçiyorum. İlkinden soñra şu düşünce vardı bende; bir soñraki bayramı Tebriz’de géçireceğim. Ancak hep bir sorun çıkıyor, ben Bakü’den çıkamıyordum. Bu kéz sorunlarımı aştım, buşku içinde gidip biletimi aldım. Bu sıra kendime yoldaş da buldum; Caner Karakılıç.

İran’a daha önce çok kéz gittim; Ermenistan, Azerbaycan topraklarınıñ arasından géçtiği için Nahçıvan’a giderken İran’dan géçmek durumundasınız. Çocukluğumda uzun süre yaşamışlığım da var. Ancak bu kéz doğrudan tatile gidiyorum. Çocukluğumda gördüklerimi anımsamıyorum, araç ile Aras ırmağınıñ yanından hızlıca géçip gittiğimiz için de bir tat almışlığım, deneyim yaşamışlığım yok. İşte, bu yüzden benim için önemli bir yolculuk. Hem de ilk kéz, yurtdışına gezi için çıkıyorum. İş, okul déğil doğrudan gezi amaçlı ilk yolculuğum.
Resim
Géceden yolluğumu anıklayıp, gündoğumunda yola çıktım. İşin açığı biraz da macera istiyordum. Çünkü Bakü’de kısır bir döngüye girmiş; iş, okul, ev arasında örgü dokur olmuştum. Bu sıradanlıktan çıkmak için yaşantıma öñ (renk) katmak amaçlı idi biraz da… O yüzden Tebriz hakkında hiç araştırma yapmadım. Sıcaklığı ne, akça/para birimleri arasında değer ne, soñrasında efendim nerede ineceğim, nereler gezeceğim… Hiç! Öylesine doğaçlama bir yolculuğa çıktım. İlk sorunumuzu da otogarda otobüsü arayarak görmüş olduk. 9:00’da gitmesi gereken araç 9:30’da daha yéñi yolcu alacağı yére geldi. Géçiktiğini herhangi bir yétkiliden öğrenemeyince, oraya buraya bakmaktan yıpranmıştık bir ara.

Bir biçimde yola çıktık. Azerbaycan’da onsuz da benzin éderleri ucuzken, bir de yol üstünde kaçak benzin aldık. Sürücümüzüñ, kaçak benzin satan, kendine yol üstünde bir düzenek kurmuş kişi için “qeti qorxmur” démeli “kesinlikle korkmuyor” sözüne gülümsedik. Soñrasında bu sözü, İran’daki birkaç olay için de kullanmaya başlayacaktık. Yasakları çiğneyen birini görsek, ilk usumuza gelen bu olacaktı.

Topu topu 12 kişi idik. Koca otobüste bizden başka kimse yoktu. Sınır kapısına geldik; bomboş. Başka gün olsa, ana baba günü gibi olur. 2,5 saat sırada beklediğim günü biliyorum. Bu kéz kimse yoktu, hızlı biçimde damgalarımızı basıp Azerbaycan’dan çıktık. Bu sıra Azerbaycanlı memurlar bizi küçümsedi; ne işiniz var orada diye. Az ilerimizde İran kapısı vardı; girdik. Bizi çiçeklerle karşıladılar. Güleryüzle kurabiyeler, şekerlemeler, çikolatalar sundular. Caner’le buna çok şaşırsak da, bir yandan da çok sévindik. İlkyaz bayramı, gérçekten de olağanüstü olacak bizim için, diye içimden géçirdim. Çünkü bize dédiler; eñ iyi bayram orada olur. Daha sınır kapısında böyle ise, şimdi Tebriz’de nicedir!
Resim

İran topraklarında ilk ilgimizi çeken, her yérin ekili olması idi. Daha yarım saat uzaklıktaki Azerbaycan toprakları kurak, çorak kendi hâlinde bırakılmışken, bu yanıñ böylesi ekinli olması, yémyéşil görüntüsü içimizi açmış, tarımıñ epey ileride olduğu izlenimini vérdirmişti. Karanlık düşene değin géçtiğimiz tüm topraklar ekiliydi.

Géce vardık Tebriz’e. Bizi kuş uçmaz, kervan géçmez bir yérde indirdiler. Ne bir satak var çévrede, ne de bir binek aracı. Öylece orada kaldık. Bu sıra birinden ötündük de, géñelağ üzerinden tanıştığımız biriniñ sayılarını aramasını istedik. Sağolsun, bize yardımcı oldu. Bizim için binek çağırdı, o da bizi Amanullah’ıñ yanına götürdü. Bundan soñra işimiz kolay oldu, çünkü Amanullah Sadiği bizim için kılavuzluk étdi. O olmasaydı elimiz ayağımız birbirine dolanırdı. Kendi evine götürdü, ağırladı.

Géceyi çok çetin géçirdik. Çünkü İran Türkleri yatak, döşek kullanmıyorlarmış. Yokluktan déğil, yaşam biçimleri böyle imiş. Yére bir örtü serip yatıyorlarmış. Konuk umduğunu déğil, bulduğuyla yétinirmiş. Géce onlarca kéz uyandım, Caner de öyle. Sert yérde nice yatalım! Alışmışız yumuşak yatağa. Karnımıza epey bir kalık girdi, osumla doldu.

Günaydığında merkeze géçmek için yola çıktık.

Türkiye otobüse bindiğinde ödersin. Azerbaycan’da indiğinde akçayı vérirsin. İranda ise yolculuğunuz sırasında genç biri gelir herkesten toplar. O yüzden ön kapıdan, arka kapıdan binmişsin çok da önemli déğildir. Ben de arka koltukta oturmayı, eñ gériden yolu izlemeyi séven biriyimdir. Bu yüzden otobüsün arkasına géçtim, ancak bir baktım, tam ortada demir bir örek var; ikiye bölmüşler. İçimden, ben şimdi öne nice géceceğim, bu niye var diye géçirirken Amanullah beni öne çağırdı. Démek arkada kadınlar, önce erkekler otururmuş. Böylesi kesin bir yargı var. Arka kapıdan girişi de ikiye bölmüşler. Örneğin ilerleyen günlerde karı koca çiftin arka kapıdan binerken birbirlerinden ayrılmalarına çok kéz tanık olduk. Sévgililerin de öyle. Birbirlerine bakışlarını, gülümsemelerini, onları ayıran öreğin sévginiñ önüne géçememesine hep saygı duydum. Çocuklar da çoğu kéz analarınıñ yanında oluyordu. Arada babalar da küçük kızlarını kendi bölümlerine géçiriyordu.
Resim

Merkeze geldik. Ancak kimsecikler yoktu. Aldatıldığımıza soñunda inandım. Burada bayram başka olacak sanıyordum. Değme yér cıvıl cıvıl, oraya buraya kaçışan çocuklar, yırlar, oyunlar, türlü étkinlikler bekliyordum. Iğdır’da bir günlüğüne olsa da kutlardık. İstanbul’da her ne denli Kürtler orayı burayı yıkıp bayramımızıñ içine étseler de, bir tören düzenler orta oyunu izlerdik. Bakü’de onsuz da günlerce süren étkinlikler oluyor. İşte, bu yüzden çok büyük beklenti ile geldiğim Tebriz’de büsbütün düş kırıklığı yaşıyordum. Bayram étkinlikleri kimsecikleriñ umrunda déğilmiş. Kim var, kim yoksa ili, yurdu terk étmiş, gezmelere gitmiş. Azerbaycan sınır kapısında bize “Oradakiler Bakü’ye geliyor, siz niye oraya gidiyorsunuz” diye sorduklarında, bu denli olacağını kavrayamamıştım. Biz de bu yüzden boş sokaklarda, boş boş dolanıp açık birkaç yérde öy géçirmeye baktık.

Müzelerden kimileri açıktı, onları gezdik. Sıradışı olan, girişler édersizdi. Üstelik bediz de çekilmesine olur vériyorlardı. Bizde böyle mi? Édersiz démişken, İran’daki eñ güzel ayrıntılardan biri, ayakyolunuñ da édersiz oluşudur. Hem titiz, hem de édersiz. Bu çok önemli bir ayrıntı. Bizim, éderli géñel ayakyollarımız bile kötüyken, burada böylesini görmek beni sévindirdi. Çünkü yaşlılarımızdan şunu işitmiştim; Biriniñ ne denli titiz olduğunu bilmek istersen, evine gittiğinde onuñ ayakyoluna bak”. Démek İran’da titizlik çok önemli. Azerbaycan’da ise apayayrı bir konu. Ayakyollarındaki oturaklarıñ arasında kimileyin örek bile olmuyor. Yunaklarda perde bile çekilmiyor. Ruslardan géçmiş sanırım. Bize büsbütün uzak bir biçim. O yüzden bir türlü alışamadım.

Yémek yémek büyük bir sorun olmuştu bizim için. Açık yér yok! Nereye baksak kapalı. Bir saatten çok bir aşevi aradık. Bulunca da güzelce yédik. Açıkçası Tebriz’de biz hep yémek yédik. Açık olan yérler aşevleri idi, bir de ucuz olunca göñlümüzce yiyip içtik. Düşünüñ şimdi; çorba + pilav + kebap + salata + yoğurt + kola = 6000 tümen. Bu da yaklaşık 4 lira 40 kuruş.
Resim

Toplum kendi arasında “tümen”i kullanırken, kamusal olarak akçalarıñ üzerine “riyal” yazıyor. Akça birimleri çok düşük. AKçalar yıpranmış, yırtık, bantlı… Bizim de bir ara böylesi bol koflu (sıfırlı), yırtık pırtık, bantlarla dolu akçalarımız vardı. Démek yabancılar bizi nice de küçümseyebiliyorlarmış. Oysa Azerbaycan akçaları pırıl pırıl. “Dolar” gibi gıcır gıcır olmazsa kullanılmıyor, eñ ufak bir yırtıkta kimse almıyor. Bu yüzden “manat” çok değerli; Türk lirasınıñ da 3 katı onsuz da.
Resim

Tebriz’iñ önemli yapılarını gezmeyi sürdürdük. Bu sıra gözümüze birkaç gezgin çarptı; Almanlar. İlerleyen günlerde de bu Almanlarla çok kéz karşılacaktık. Orada bulunduğumuz süre boyunca gezginleri de sayma olanağımız oldu; 13. Onsuz da bunlarıñ yarısı Alman idi. Nereye gitsek birbirimizi görüyorduk.

Akşama doğru Amanullah, bizi uruğunuñ yanına götürdü. Tebriz’e yakın bir il; Merend. Mişov dağınıñ eteklerinde kurulu bir yérleşim birimi. Ev mimarileri bizim alışık olduğumuzdan başka. İran’da génel olarak böyle imiş. İşiñ özü, biraz beñzeri eski Iğdır evlerinde de var. Géçmişten gelen yurt (çadır ev) alışkanlığınıñ sürdürülmesinden kaynaklı bir durum. Büyükçe bir oda, yérde minderler… Küçük odacıklar da soñradan eklenmiş. Evet, yurtlarıñ bezden keçeden déğil de tuğladan dikilmiş biçimi olarak düşünün.

Konukséverler. Bizi el üstünde tuttular. Güzel yémeklerle bizi beslediler. Çay sundular, kurabiye vérdiler. Bu sıra Amanullah kardeşleri ile tanıştım. Biri ressammış; İsmail. Öbürü de soyut öğbilim okuyan bir öğrenci; Ekber. İsmail evdeki bütün tabloları çizmiş, hem de bunları öğrencilik döneminde yapmış. Türk toplumunda sanata bakış açıcısı “uğraş olarak soñra yaparsın, önce kendine meslek édin” biçiminde olduğu için yéterli ilgiyi, desteği görememiş. Şimdilerle seramik ustası olarak çalışıyormuş. Umarım birgün sanatı ile uğraşırken görürüz. Ekber ise bir öğbilimci. Felsefeye de ilgisi olunca evdekileriñ “bunlar ne diyor” bakışları altında epey konuştuk. Çok buşkulu bir konuşma biçimi var. Güzel kişiler… İçtenliklerine saygı duyuyorum.

Ertesi gün Tebriz’e yéñiden geldik. Kimi yérler açılmış, dışarıya da biraz kişi çıkmış. Sokaklar canlanınca gözlemlemeye de epey olanağımız oldu. Önce biçemlerinden başlayayım;

Türk kızı değme yérde bir; havalı! Kızların havasından géçilmiyor. Bakü’de olduğu gibi bakımlılar. İstanbul kızları bakım konusunda soñuncudur. Bakü kızları abartılı alları (makyajları) ile öne çıkar. Tebriz kızları ise, ikisiniñ ortası bir ayar tutturmuşlar. Hem de şeriat baskısından dolayı başlarını kapamak durumunda oldukları için yéñi bir biçim ortaya çıkarmışlar. Alınlarınıñ üstünde bir tutam saç dışarıda bırakıp, üstüne örtü atıyorlar. Önde bırakılan saça da değişik örnekler uyguluyorlar. Açıkçası herkes çarşaf giyiyor sanıyordum, yanılmışım. Pantolon neyin de giyiyorlar; Afgan örneği.

Gelelim erkeklerine… Buna ilginizi çekerim. Çünkü aşmışlar kendilerini. Ne İstanbul’da, ne Bakü’de… Tebriz’de bambaşka bir Türk erkeği görüyoruz. Bakımlılar! Düşünebiliyor musunuz? Yaşlısından gencine, yéniyétmesinden çocuğuna… Hepsi bakımlı, hepsiniñ özgün bir biçimi var. Öyle bir saç, sakal örnekleri var ki, nice añlatacağımı bilmiyorum. Size şunu diyeyim, siz gérisini gözünüzde canlandırın; polis, “Ümit Davala örneği” saç kestirmiş. Evet, bildiğiniz kamusal görevli bir polis, yanları kazıtmış, ortada saç bırakmış, omzunda da kaleşnikof ile gözetleme yapıyordu. Kimileri top sakallı, kimileri bıyıklı olsa da polislerin bile kendi biçimleri vardı. Polis buysa, siz toplumu düşünüñ artık! Bakü erkekleri ise tek tiptir; kapkara giyinir, sinekkaydı tıraş ile dolaşırlar. Hatta şunu işittim; Kişi kara giyinir”. Üstelik biraz renkli giyinirsen dönüp bakarlar, değişik bir saç, sakal bırakmışsan söz de atarlar. İstanbul’da ise yadırgarlar. Nitekim Tebriz’de, uruk babası, yanında çarşaflı karısı olan kişiler yéşil spor ayakkabı giyebilecek, üstüne sarı kısakol çekecek denli özgürdürler. Kimse de yadırgamaz. İstanbul’da dalga konusu olur. Bakü’de belki cinayet nedeni! Ancak burada kimse kimseye karışmıyor. Saçını arkadan bağlayan yaşlılar da var, gözüne sürme çeken gençler de! Birgün film çekmek için oyuncu gerekirse ilk uğrayacağım yér Tebriz olacak.
Resim

Frensizler! Evet, Tebriz’de kimse frene basmaz. Trafikleri çok kötü. Kimse kurallara uymuyor. Işıklar, yaya çizgileri neyin yalan. Bakü bu konuda çok iyi. Yaya çizgisine adımını atar atmaz araçlar yavaşlar, durur size yol vérir. Tebriz böyle déğil. İstanbul’da da déğil ancak, hiç olmazsa fren nedir bilirler. Bunlar basıp géçiyorlar. Soñradan şunu öğrendim; arkada pay bırakmak gerekiyor. Şöyle, siz yola çıktığınızd arkanızda boşluk oldu mu, tamamdır. O araç hiç yavaşlamadan direksiyonu kırıp arkanızdan dolanacaktır. Frene basmak yok, ayağını azıcık gazdan çekmek var. Özellikle bir motorcunuñ arkamızdan géçmek için bir çabası vardı ki, usumuza geldikçe onu kutluyoruz.

Tebrizliler çok rahat kişiler. Babam dérdi de, çok añlayamazdım. Akça çok da umurlarında déğil. Bayram günü kapatıp gitmelerinden belli onsuz da… Örneğin Caner hurma almak istedi, tümenimiz yétmedi, satıcı da manatı istemeyince “bekle, bozdurup gelelim” dédik; 4 dakika soñra bir geldik, satıcı satağını kapatıp gitmiş. Çay arası vérmişmiş! İstanbul’da 4 dakika déğil, 4 saat bile beklenir. Bakü’de biraz Tebriz gibi. Örneğin akçañ bozuk déğilse bu seniñ suçundur, sana ürün satılmaz. İstanbul’da satıcı alır, dışarıya çıkıp bozdurur getirir. Bakü’de git bozdur gel dénir. Kendini çok kéz suçlu gibi bilirsin, bozuğun yoksa alma düşüncesi vardır.

Tebriz eski yurt. Doğru düzgün geliri de yok. Bakü’de ise sürekli yéñi yapılar dikiliyor. İstanbul da öyle. Belki eskiden çok güzeldi ancak günümüzde yétersiz kalıyor. “Azerbaycan bir olsun, başkenti Tebriz olsun” déniyor ya hani, olmasın kardeşim. Azerbaycan bir olsun ancak başkenti Tebriz olmasın. Bakü olarak kalsın, hatta Nahçıvan olsun; orası daha güzel.
Resim

Dédiğim gibi, İran Türkleri çok rahat kişiler. Hiç aceleleri yok. Çalışmak için ivedi davranmıyorlar. Örneğin gümrük kapılarını géce kapadıklarını biliyor muydunuz? Hadi biz bilmiyorduk, otobüs firmaları mı da bilmiyor! Bizi 21:00’de kalkacak diye çağırdılar, 22:00’ye doğru yola çıktık. Géce 04:30 gibi sınır kapısına vardık, ancak gérçekten de kapalı. Karanlık! Hiçbir yérde ışık yok. Sürücüye sordum, saat 08:00’de açılacakmış. Bunu biliyorsanız géce 01:00 neyin çıkaraydınız bizi désem de, ben ne édebilirim dédi. Bir biçimde açılmasını bekledik. Soñra 08:30’da açıldı. Sıraya aldılar bizi, bu kéz de görevliler yok. Onlar da 09:00’da geldi. Yarım saat soñra damga vurmaya başladılar. Azerbaycan’a géçerken böyle kendi anayurduma géçiyormuşum gibi oldu. Démek bu denli benimsemişim bu yanı. İranlılar rahat da, Azerbaycanlılar déğil mi? Bunlar da rahat, 10:30’da bizi kabul éttiler, “ne işiniz var” gibisinden sorup dalga da géçtiler.

Soñuç olarak; İstanbul, Bakü, Tebriz diye karşılaştırdığım üç Oğuz yurdu; Türkiye, Azerbaycan, İran türkleriniñ géñel özelliklerini yansıtmak içindi. Üçümüzdün de ortak bir yanı varsa, o da dildir, Türkçe’dir. Yoksa üçümüz de ayrı yaşam biçimleri, ayrı ekinçler geliştirmişiz. Ne inanç, ne de géçmiş. Bizi bir arada tutan yalñızca dilmiş, dil.

Reklamlar
Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 23 Nisan 2012

𐰖𐰀𐰺𐱁𐰢𐰀

𐰉𐰆𐰏𐰇𐰤 1.’𐰾𐰃 𐰓𐰇𐰕𐰤𐰠𐰀𐰤𐰤 “𐰕𐰼𐰉𐰀𐰖𐱌𐰀𐰣 𐰏𐰇𐰤𐰖𐰃” 𐰖𐰀𐰺𐱁𐰢𐰀𐰽𐰃𐰣𐰀 𐰴𐰀𐱃𐰞𐰑𐰴. 𐰏𐰅𐰼𐰲𐰃 𐰑𐰀𐱉𐰀 𐰃𐰠𐰚 𐰠𐰓𐰀 𐰠𐰤𐰓𐰚 𐰨𐰴 𐰏𐰠𐰤𐱌𐰀𐰠𐰃 𐰏𐰅𐰲𐱅𐰃. 𐰖𐰀𐰑 𐱎𐰏𐰼𐰤𐱌𐰃𐰠𐰼 𐰴𐰀𐱃𐰃𐰞𐰀𐰋𐰃𐰠𐰃𐰖𐱍𐰺𐰑𐰆 𐰖𐰀𐰞𐰭𐱌𐰀… 𐰋𐰃𐰼 𐰕 𐱍𐰞𐱌𐰖𐰽𐰕 𐱍𐰞𐰑𐰍𐰢𐰕𐰆 𐰓𐰇𐱁𐰤𐰇𐰖𐱍𐰺𐰢. 𐰠𐰤𐰓𐰚𐱅𐰤 𐰽𐱍𐰭𐰺𐰀𐰚𐰃 𐱅𐰇𐰢 𐰽𐱍𐰺𐰆𐰞𐰺𐰃 𐰤𐰀𐰼𐰀𐰓𐰘𐰾𐰀 𐰋𐰃𐰠𐰓𐰢. 𐰀𐱉𐱉𐱉𐱉 𐰀𐱉

𐰋𐰃𐰼 𐰑𐰀𐱉𐰀𐰚𐰃 𐰖𐰃𐰞 𐰑𐰀 𐰋𐰃𐰕𐰢 𐱃𐰀𐰴𐰢 𐰴𐰀𐱃𐰞𐱌𐰴, 𐰋𐱎𐰘𐰠𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰖𐰀𐰺𐰍𐰃𐰖𐰀 𐱋𐰀𐰺𐰑𐰴

Görsel

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 14 Nisan 2012

𐰇𐰾𐱅 𐰓𐰇𐰕𐰘 𐰘𐰅𐱅𐰚𐰃𐰠𐰃𐰠𐰼

𐰉𐰆𐰣𐰞𐰺, 𐰉𐰆𐰏𐰇𐰤 𐰴𐰀𐱃𐰞𐰑𐰍𐰢 𐱃𐱍𐰯𐰞𐰦𐰃𐰑𐰀 𐰉𐰀𐱁𐰃𐰢𐰀 𐰏𐰀𐰠𐰓𐰃. 𐱍𐰣𐱌𐰀 𐰇𐰾𐱅 𐰓𐰇𐰕𐰘 𐰘𐰅𐱅𐰚𐰃𐰠𐰃𐰾𐰃𐰤𐰭 𐰉𐱍𐱁 𐰉𐱍𐱁, 𐰋𐰃𐰠𐰃𐰤𐰤 𐰤𐰀𐰭𐰠𐰼𐰃 𐰋𐰃𐰼𐰲𐱍𐰸 𐰚𐰀𐰕 𐰘𐰃𐰤𐰀𐰠𐰀𐰢𐰀𐰠𐰼𐰃 𐰏𐰅𐰼𐰲𐰚𐱅𐰤 𐰽𐰃𐰴𐰃𐱌𐰃𐰖𐰑𐰃. 𐰘𐰃𐰤𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰚𐰃𐱁𐰃𐰤𐰭 𐰾𐱎𐰕𐰠𐰼𐰃𐰤𐰃 𐰋𐰀𐰏𐰤𐰓𐰢. “𐰕𐰼𐰉𐰀𐰖𐱌𐰀𐰣 𐰃𐰠𐰀 𐱅𐰇𐰼𐰰𐰃𐰘𐰀 𐰀𐰺𐰀𐰽𐰃𐰣𐰑𐰀 𐰑𐰆𐰖𐰍𐰆𐰽𐰞 𐰃𐰠𐰃𐱁𐰚𐰃 𐰾𐰇𐰼𐰓𐰚𐱌𐰀 𐱉𐰃𐰲 𐰋𐰃𐰼 𐰖𐱍𐰞 𐰞𐰣𐰢𐰖𐱌𐰴”. 𐰉𐰆𐰣𐰭 𐰑𐰃𐱁𐰃𐰣𐰑𐰀𐰚𐰃𐰠𐰼𐰭 𐱅𐰇𐰢𐰇 𐰉𐱍𐱁𐱃𐰆

𐱎𐰤𐰢𐰠𐰃 𐱍𐰞𐰖 𐰃𐰾𐰀: 𐰲𐰀𐰞𐱁𐰢𐰀𐰖𐰣 𐰾𐰀𐰾𐰑𐰀𐰍𐰃𐱃𐰃𐱌𐰃𐰽𐰃𐰣𐰭 𐰲𐰀𐰞𐰃𐰃𐰖𐱍𐰺𐰢𐱁 𐰏𐰃𐰋𐰃 𐰠𐰓𐰤 𐰠’𐰀 𐰑𐱍𐰞𐰣𐰢𐰀𐰽𐰃𐰖𐰑𐰃. 𐰋𐰃𐰼𐰃 𐰭𐰞𐰀𐰢𐰀𐰑𐰃 𐰢𐰃 𐰲𐰀𐰞𐱁𐰢𐰀𐰑𐰍𐰃𐰣𐰃. 𐰃𐰠𐰏𐰨

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 13 Nisan 2012

Başarısızlıkla Soñuçlanan Devrim Girişimi

Dekanıñ, eğitim işleri müdürünüñ, bir de rektörüñ başyazmanınıñ oynadığı oyun soñucu, 2 aydır uğraştığım devrim girişimi, bugün rektör beyimiziñ defteri dürmesiyle soñ buldu. Yéñiliğe kapalı, düzeniñ bozulmasını istemeyen bu kişiler, birçok kapıyı da kapatmış sayılabilirler. Defter dürülmüş de olsa, onlarda bırakmayıp eve géri getirdim. Gelecek yıl yéñiden gündemimde olacak.

Kurumculuk añlayışınıñ olmadığı yérde, kurumsal çalışmalar sürdürmeye çalışmak, bir tür çılgınlık sayılabilir. Bugün bu çılgınlığıñ, başarısızlıkla soñuçlandığını, üzülerek yazıyorum.

Konu şu; dilediğiñ dersi, başka bir okuldan alabilme. İşiñ doğrusu, Bolonya düzeneğinde vârolan ancak Azerbaycan’ıñ bu düzeneğe géçmesine karşın, hiçbir yéñiliğinden yararlanmaması işi böylesi çetin kıldı.

Rektörle görüşüp durumu bildirdim. Eğitim işleri müdürüne durumu söyleyip ilgilenmesini buyurdu. Bu, benim rektörle soñ görüşmem oldu. Çünkü, bir daha beni görüştürmediler. Özel güvenlikli, korumalı birine de bir türlü ulaşamayınca bu kaçınılmaz soñ oldu.

Eğitim işleri müdürü ile görüşmeye gittiğimde yardımcı olacağını söyledi. Ancak söylemekle yétindi. Dekan olsun, öbür adını bildiklerim ancak ne işe yaradıklarını bir türlü añlayamadığım kişiler de olumlu sözler söylediler.

Önce, öbür okullarla görüşmeye gittim. Evet! Bu gibi işleri de ben yaptım. Gittiğim yérlerde bir de şunu öğrendim, “rektörlükten geliyorum” dédiğimde, bütün kapılar soñuna değin açılıyordu. Bu gizemli sözcüklerden eñ vérimli biçimde yararlanıp, öbür okullarıñ üst düzey yétkilileriyle de görüşme olanağı bulup, durumu açıkladım. Kimileri buna karşı çıktı. 2006’de onayladığınız yéñi düzenekte bu olanak var dédiğimde bile burun kıvırıyorlardı.

Bu gibi sorunları da aştıktan soñra, bizimkiler sözleşme olmadığını söyledi. Doğru, daha önce böylesi bir sözleşme tuğralanmadığı için kimsede bir örneği bulunmuyordu. Ancak bu, “git sözleşme örneği getir” diye öğrenciniñ üstüne atılacak iş déğil. Yine de, bunu sorun étmeyip günlerce sözleşme örneği aradım. Bulamadım. Birkaç kişiniñ aracılığıyla özel bir üniversiteniñ rektör yardımcısıyla görüşme olanağım oldu. Onlardan iki üniversite arasında tuğralanmış bir sözleşme örneği alacak denli saygınlığım olduğu için kendimle övündüm. Yoksa, kim niye resmi belgelerini tanımadıklarını birine vérsin?

O géce, sözleşme örneğine bakarak yéñi bir sözleşme yazdım. Kendi kurallarımı koydum. Ertesi gün okuluñ avukatı inceleyip sorunlu buldu. Neymiş efendim? Bir iki sözcüğü doğru yazmamışım. Niye “siyah” yerine “kara” yazmışsın gibi ipe sapa gelmeyecek sorunlar işte… İki üç gün boyunca da sözleşmeniñ onaylanması için uğraştım. Soñuç olarak onaylandı, üstelik ne yazdıysam o. Yalñızca sözleşme süresini 10 yıl yazmıştım, onu 5 yıla düşürdüler.

Kimse, işiñ bu denli ciddiye bineceğini, benim bu denli ardını getireceğimi düşünmemişti. İş, bundan soñra bana oyun oynanmasına, bir türlü rektörle görüştürülmeme döndü. Soñuç olarak, rektör de bugün ret yanıtı ile çok kalındığı gerekçesiyle bétleği dürdü. Neye géç kalındığını bir bilsem…

İşin ayrıntıları bende kalsın. Olay géñel olarak böyle…

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 27 Mart 2012

SAVAŞroMAN

Esat Karakaplan‘ıñ yazdığı Savaşroman‘dan söz étmek istiyorum. Sévgi için vérilen savaştan söz éden bétikten.

Görsel
Okumaya başladığımda, kendimi göreceğimi düşünmemiştim. Bétikte, genç bir erkeğiñ, iki çocuklu dul bir kadına olan sévgisinden söz édiliyor. Benim öykümden…

Kuşkusuz bütün öykü bundan oluşmuyor. Arada başka sévgilere de yér vériyor. Ancak belirtmeği istediğim bir yér var. Bétiğiñ 100. bétinde yér alan şu tümce, yaşanan aynı duygunuñ iki ayrı kişice nice yazıya döküldüğünü gösteriyor:

Bu durumda Allahı düşündükcə içimi hüzur bürüyür, insanların bitdiyi yerdə Allahın daha çox başladığını duyurdum. İçimdə ilahi bir işıq doğmağa başlayırdı.

Bense bir ara şunu yazmıştım:

Birine bağlanamayan; çözümü, olmayanı sévmekte bulur. Tañrı’yı.
Birkaç gündür Tañrı’yı çok séviyorum. Ona yakarıyor, ondan diliyorum.

Görünen şu, bu bétiği tam da zamanında okumaya başlamışım. Sévmekten yorulduğum, savaşlarımdan yéñik çıktığım bir anda, bana, yaptığım savaşları anımsatacak düzeyde yazılar sunulmuş oldu. Yazarınıñ, benimle neredeyse yaşıt olduğunu göz önünde bulundurursak, sözlerimde ülevlilik payım olduğunu görürsünüz.

***

Démek istediğim eñ önemli neñse, bu çalışmanıñ bir roman déğil de, anı olduğudur. Yazar, bize, yaşantısınıñ belli bir dönemindeki savaşından söz édiyor.

***

Bétiğiñ yazı dilinden söz açarsak, şunları dile getirebilirim; özleştirilmiş Azerbaycan türkçesinde yazılmış. Bu, tümden önemli bir ayrıntı… Bir de, epey yazım yañlışı var ki, bu da daha çok basımeviniñ ilgisizliğinden kaynaklanıyor.

Akıcı bir dili olduğunu da söylemeden géçmeyeceğim. Daha önce okuduğum Azerbaycan yazını ürünlerine göre çok başarılı.

Ha bir de, kapak tasarımını yaptığım ilk bétik olarak, benim için ayrı bir yéri var. 😉

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 31 Aralık 2011

2011 𐰓𐰀 𐰤𐰀𐰠𐰼 𐰖𐰀𐱁𐰀𐰑𐰢

𐰉𐰆 𐰚𐰀𐰕 𐱉𐰃𐰲 𐰑𐰀𐰣𐰀𐰢𐰀𐰑𐰍𐰢 𐰋𐰃𐰼 𐰖𐰀𐰕𐰃 𐰖𐰀𐰕𐰃𐰖𐱍𐰺𐰢: 𐰖𐰃𐰞 𐰽𐱍𐰭𐰆 𐱃𐰆𐱃𐰣𐰴𐰃. 𐰑𐰀𐱉𐰀 𐱎𐰤𐱌𐰀 𐰋𐰃𐰼𐰴𐰀𐰲 𐰚𐰀𐰕 𐰖𐰀𐰕𐰢𐱁𐱃𐰢 𐰨𐰴 𐱍𐰣𐰞𐰺 𐰇𐰕𐰀𐰼𐰃𐰤𐰓𐰀 𐰲𐰀𐰞𐱁𐱃𐰍𐰢 𐰃𐱁𐰠𐰼𐰭 𐱃𐰆𐱃𐰣𐰍𐰃 𐰃𐰓𐰃.

𐰏𐰇𐰼𐱌𐰃𐰾𐱃𐰀𐰣 𐰏𐰀𐰕𐰃𐰾𐰃
𐰉𐰀𐰚𐰇’𐰘𐰀 𐰓𐱎𐰤𐰼𐰚𐰤 𐱅𐰃𐱊𐰠𐰃𐰾’𐰓𐰀 𐰃𐰚𐰃 𐰏𐰇𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰯 𐰉𐰆𐰺𐰀𐰣𐰭 𐰚𐰅𐰘𐱊𐰃𐰤𐰀 𐰉𐰀𐰴𐱃𐰴

𐰤𐰃𐰍𐰀𐰺'𐰭 𐰲𐰀𐰚𐱅𐰏𐰃 𐰋𐰀𐰓𐰕

𐱅𐰇𐰼𐰰 𐰑𐰀𐰢𐰍𐰀𐰞𐰃 𐰉𐱍𐰖𐰣𐰞𐰸
𐰑𐰀𐰢𐰍𐰀𐰞𐰺 𐰃𐰠𐰀 𐰱𐰤𐰓𐰀 𐱅𐰇𐰼𐰰 𐰖𐰀𐰕𐰣 𐰏𐰇𐰢𐱁 𐰋𐰃𐰼 𐱉𐰃𐰠𐰞 𐰓𐱎𐰚𐱅𐰼𐰓𐰢. 𐰃𐰚𐰃𐰾𐰃 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀𐰲𐰤𐱌𐰀 𐱅𐰇𐰼𐰰𐰖 𐱍𐰞𐰆𐰖𐰺𐰑𐰆. 𐰨𐰴 𐰚𐰀𐰦𐰃𐰾𐰃 𐰃𐰠𐰀 3. 𐰖𐰭 8’𐰃 𐰖𐰺𐰞𐰑𐰴. 𐰖𐰺𐰞𐰑𐰍𐰢𐰕𐰑𐰀 𐰖𐰀𐰣𐰍𐰃𐰣𐰀 𐱎𐰯𐱌𐰰 𐰴𐱍𐰣𐰑𐰺𐰢𐱁𐱃𐰢. 𐰃𐰠𐰚 𐱎𐰯𐱅𐰏𐰢 𐰴𐰃𐰕 🙂 𐰏𐰇𐰕𐰠 𐰃𐰓𐰃

𐰃𐰠𐰚 𐰺𐱍𐰢𐰣
2010 10. 𐰖𐰭𐰑𐰀 𐰖𐰀𐰕𐰢𐰀𐰖𐰀 𐰉𐰀𐱁𐰞𐰀𐰑𐰍𐰢 𐰺𐱍𐰢𐰣𐰢𐰃 𐰋𐰃𐱅𐰼𐰓𐰢: 𐰾𐰅𐰌𐰠𐰢𐰚 𐰃𐰾𐱅𐰀𐰘𐰤 𐰚𐰃𐱁𐰃.

𐰤𐰃𐰍𐰀𐰺 𐰃𐰠𐰀 𐱃𐰀𐰣𐱁𐰢𐰀
𐰤𐰃𐰍𐰀𐰺 𐰃𐰠𐰀 𐱃𐰀𐰣𐱁𐱃𐰢. 𐰽𐰀𐰍𐰞𐰢 𐰋𐰃𐰀 𐰺𐰴𐰀𐰑𐱁𐰞𐰶 𐰴𐰆𐰺𐰑𐰸 𐰨𐰴 5 𐰖 𐰽𐱍𐰭𐰺𐰀 𐱍𐰣𐰀 𐰾𐰅𐰌𐰓𐰏𐰢𐰃 𐰓𐰅𐰘𐰤𐱌𐰀 𐰋𐰀𐰤𐰓𐰤 𐰖𐰺𐰞𐰑𐰃. 𐰖𐰺𐰞𐱁𐰣𐰑𐰣 𐰽𐱍𐰭𐰺𐰀 𐰯𐰀𐰚 𐰓𐰀𐰏𐱁𐱅𐰢. 𐰏𐰅𐰼𐰲𐰃 𐰉𐰆 𐰖𐰃𐰞 𐰴𐰃𐰕 𐰴𐱍𐰣𐰆𐰽𐰆𐰣𐰑𐰀 𐰯𐰘 𐰖𐱍𐰞 𐰞𐰑𐰢. 𐰴𐰃𐰕 𐰃𐰕𐰃 𐰾𐰇𐰼𐰢𐰚 𐰋𐰀𐰤𐰢 𐰃𐰲𐰃𐰤 𐰃𐰽𐰺𐰀𐰑𐰃𐱁𐰃 𐰋𐰃𐰼 𐰅𐱅𐰚𐰤𐰠𐰚𐱅𐰃.

𐰺𐰶𐰞𐰀𐰢𐰀
𐰋𐰀𐰠𐰚𐰃 𐰓𐰀 𐰖𐰀𐰯𐱃𐰍𐰢 𐰭 𐰃𐰘𐰃 𐰃𐱁 𐰉𐰆 𐱍𐰞𐰑𐰆. 110 𐰚𐰃𐰞𐱍𐰑𐰣 88’𐰃 𐰏𐱎𐰼𐱌𐰴 𐰓𐰀𐰤𐰠𐰃 𐰚𐰃𐰞𐱍 𐰌𐰅𐰼𐰓𐰢. 𐰚𐰀𐰦𐰃𐰢𐰀 𐱍𐰞𐰣 𐱎𐰕𐰏𐰇𐰌𐰤 𐰑𐱍𐰺𐰍𐰀 𐰆𐰞𐱁𐱃𐰃

𐱍𐰴𐰆𐰞 𐱃𐰀𐰴𐰢𐰃
𐰴𐰀𐰠𐰅𐱌𐰃 𐱍𐰞𐰺𐰴 𐱍𐰴𐰆𐰞 𐱃𐰀𐰴𐰢𐰣𐰑𐰀 𐱅𐰅𐰼 𐰅𐰓𐰤𐰓𐰢

𐰃𐰠𐰚 𐰺𐰢𐰀𐰍𐰣
𐰕𐰀𐰘𐰤𐰀𐰯 𐰉𐰀𐰣𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰋𐰅𐱅𐰚 𐰺𐰢𐰀𐰍𐰣 𐰅𐱅𐱅𐰃: “𐱉𐰀𐰕𐰃𐰤𐰀” 𐰑’𐰃𐰣𐰑𐰀 𐰀𐰕𐰼𐰉𐰀𐰖𐱌𐰀𐰣 𐱅𐰇𐰼𐰰𐰲𐰀𐰾𐰃𐰤𐰓𐰀 𐰖𐰀𐰕𐰞𐰢𐱁 𐱎𐰕𐰠𐰇 𐰾𐱎𐰕𐰠𐰼𐰓𐰤 𐱍𐰞𐰆𐱁𐰣 𐰋𐰃𐰼 𐰋𐰅𐱅𐰚. 𐰉𐰆𐰣𐰆 𐰑𐰀𐱉𐰀 𐱎𐰤𐰢𐰠𐰃 𐰴𐰃𐰞𐰣 𐰃𐰾𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰴𐰃𐰕𐰑𐰣 𐰞𐰑𐰍𐰢

𐱍𐰴𐰆𐰞 𐰋𐰃𐱅𐱁𐰃
𐰏𐰇𐰕𐰠 𐰣𐱍𐱃𐰞𐰺 𐰞𐰺𐰴 1. 𐰽𐰃𐰣𐰃𐱊𐰃 𐰋𐰃𐱅𐰼𐰯 𐰃𐰍𐰑𐰃𐰺’𐰀 𐰏𐰅𐰲𐱅𐰢

𐰏𐱎𐰰𐱅𐰇𐰼𐰰𐰲𐰀 𐰀𐰺𐰀𐱁𐱃𐰺𐰢𐰀𐰞𐰺𐰃
𐰃𐰍𐰑𐰃𐰺’𐰀 2. 𐰋𐰅𐱅𐰏𐰢 𐱍𐰞𐰣, 3 𐰖𐰃𐰞𐰑𐰺 𐰖𐰀𐰕𐰢𐰀𐰖𐰃 𐰾𐰇𐰼𐰓𐰼𐰓𐰏𐰢 𐰀𐰺𐰀𐱁𐱃𐰺𐰢𐰀 𐰋𐰅𐱅𐰏𐰢𐰃 𐰋𐰃𐱅𐰼𐰓𐰢

𐱍𐰴𐰆𐰞 𐱃𐰀𐰴𐰢𐰣𐰑𐰀

𐰉𐰆𐰺𐰽𐰀 𐰏𐰀𐰕𐰃𐰾𐰃
𐰃𐰠𐰚 𐰚𐰀𐰕 𐰉𐰆𐰺𐰽𐰀’𐰖𐰀 𐰏𐰀𐰕𐰢𐰀𐰘𐰀 𐰏𐰃𐱅𐱅𐰢. 𐰋𐰃𐰼 𐰘𐰅𐰓𐰃𐰏𐰇𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰑𐰢. 𐰯𐰀𐰚 𐰋𐰀𐰏𐰤𐰓𐰢

𐰆𐰽𐱃𐰣 𐰏𐱎𐰭𐰇𐰞𐰀
2010’𐰑𐰣 𐰋𐰀𐰼𐰃 𐰖𐰀𐰕𐰑𐰍𐰢 𐱎𐰘𐰚𐰇𐰠𐰼𐰢𐰓𐰀 62. 𐰋𐱎𐰠𐰢𐰇 𐰆𐰞𐱁𐱃𐰢. 𐰉𐰆𐰣𐰞𐰺𐰑𐰣 21’𐰃 𐱅𐰇𐰼𐰚 𐰓𐰃𐰠 𐰴𐰆𐰺𐰆𐰢𐰆𐰣𐰭 𐰓𐰀𐰼𐰏𐰃𐰾𐰃𐰤𐰓𐰀 𐰖𐰀𐰖𐰣𐰞𐰣𐰑𐰃. 𐰽𐱍𐰭 𐰘𐰇𐰕𐰖𐰃𐰞𐰭 𐰘𐰅𐰭𐰃 𐱅𐰇𐰼𐰰 𐰖𐰀𐰕𐰣𐰃 𐱍𐰞𐰺𐰴 𐱎𐰼𐰤𐰚 𐰏𐱎𐰾𐱅𐰀𐰼𐰠𐰓𐰃

𐰀𐰺𐰀𐰣𐰣 𐰲𐰅𐰌𐰼𐰢𐰤
𐰃𐱁𐰢𐰓𐰀 𐰃𐰘𐰃 𐱍𐰞𐰑𐰍𐰢𐰭 𐰭 𐰏𐰇𐰕𐰠 𐰴𐰀𐰣𐱃𐰃 𐱍𐰞𐰑𐰆: 𐰃𐱁 𐰌𐰅𐰼𐰢𐰚 𐰃𐰲𐰃𐰤 𐰀𐰺𐰀𐰣𐰑𐰢. 𐰃𐰠𐰚 𐰃𐱁𐰃𐰢 “𐰓𐰇𐱁𐰇𐰤 𐰌𐰀 𐰉𐰀𐱁𐰺”𐰑𐰀 𐰲𐰅𐰌𐰃𐰼𐰃 𐰃𐱁𐰃𐰤𐰃 𐰞𐰢𐰴 𐰃𐰲𐰃𐰤 𐱌𐱍𐰴 𐰢𐰚 𐰖𐰃𐰖𐰢𐱁𐱃𐰢 𐰨𐰴 𐰉𐰆𐰣𐰑𐰀 𐰇𐰤𐰓𐰚 𐰃𐰠𐰀 𐰀𐰺𐰀𐰣𐰯 𐱎𐰕𐰠 𐰃𐱁 𐰌𐰅𐰼𐰢𐱁𐰠𐰼𐰓 𐰃𐰓𐰃.

𐰃𐰚𐰃𐰨𐰃 𐰲𐰅𐰌𐰃𐰼𐰃
𐰖𐰠𐰃𐰤 𐱃𐰢𐰀𐱌𐰀’𐰣𐰭 “𐰏𐰅𐰭𐰠 𐰚𐰇𐰠𐱅𐰇𐰼 𐰣𐰀𐰽𐰞 𐰅𐰓𐰤𐰠𐰼” 𐰋𐰅𐱅𐰏𐰃𐰤𐰃 𐰲𐰅𐰌𐰼𐰓𐰢

𐰃𐰠𐰚 𐰲𐰅𐰌𐰼𐰃𐰢𐰃 “𐰓𐰇𐱁𐰇𐰭 𐰌𐰀 𐰉𐰀𐱁𐰺” 𐰃𐰠𐰀 𐰖𐰀𐰯𐰢𐱁𐱃𐰢. 𐰉𐰆𐰏𐰇𐰤 𐰓𐰀 𐰃𐰚𐰃𐰨𐰃𐰾𐰃𐰤𐰃 𐰋𐰃𐱅𐰼𐰢𐱁 𐱍𐰞𐰢𐰀𐰣𐰭 𐰌𐰅𐰼𐰓𐰏𐰃 𐰃𐰨𐰠𐰏𐰃 𐰖𐰀𐱁𐰃𐰖𐱍𐰺𐰢: “𐰏𐰅𐰭𐰠 𐰚𐰇𐰠𐱅𐰇𐰼 𐰣𐰀𐰽𐰞 𐰅𐰓𐰃𐰤𐰠𐰼? – 𐰖𐰠𐰃𐰤 𐱃𐰢𐰀𐱌𐰀” 𐰀𐰕𐰀𐰼𐰃𐱌𐰀𐰾𐰃 “𐰢𐰀𐰓𐰀𐰤𐰃𐰘𐰘𐰀𐱅 𐰾𐰀𐰌𐰃𐰘𐰘𐰀𐰾𐰃 𐰤𐰅𐱌𐰀 𐰘𐰇𐰚𐰾𐰠𐰓𐰃𐰠𐰼?” 𐱍𐰞𐰺𐰴 𐰖𐰀𐰖𐰣𐰞𐰀𐰣𐱌𐰴

𐰲𐰀𐰞𐱁𐰢𐰀 𐱎𐰘𐰇𐰤𐰓𐰤 𐰋𐰃𐰼 𐰏𐱎𐰼𐰦𐰇 𐰓𐰀 𐰯𐰀𐰖𐰞𐰀𐱁𐰀𐰖𐰢


𐰉𐰆 𐰋𐰀𐰤𐰢 𐰃𐰚𐰃𐰨𐰃 𐰲𐰅𐰌𐰃𐰼𐰃𐰢 𐱍𐰞𐰆𐰖𐱍𐰺. 𐰇𐰾𐱅𐰀𐰠𐰚 𐱁𐱎𐰘𐰠𐰀 𐰋𐰃 𐰖𐰺𐰦𐰃𐰽𐰃 𐱋𐰀𐰺: 𐰃𐱁𐰃 𐰞𐰢𐰴 𐰃𐰲𐰃𐰤 𐰋𐰀𐰤 𐰓𐰅𐰏𐰠, 𐰖𐰀𐰖𐰣 𐰌’𐰃𐰤𐰭 𐰚𐰀𐰤𐰦𐰃𐰾𐰃 𐰋𐰀𐰤𐰃 𐰀𐰺𐰀𐰑𐰃. 𐰀𐰺𐰀𐰣𐰣 𐰋𐰃𐰼 𐰲𐰅𐰌𐰃𐰼𐰢𐰤𐰢 𐰓𐰅𐰢𐰀𐰠𐰃 🙂 𐰃𐰠𐰚 𐰲𐰅𐰌𐰃𐰼𐰃𐰢𐰓𐰤 𐰑𐱍𐰞𐰀𐰖𐰃 𐰃𐱁𐰃 𐰌𐰅𐰼𐰓𐰃𐰠𐰼. 𐰆𐰕𐰆𐰣 𐰖𐰃𐰞𐰞𐰺 𐰲𐰀𐰞𐰃𐱁𐰀𐰋𐰃𐰠𐰼𐰕 𐰓𐰅𐰢𐱁𐱅𐰃 𐰚𐰃𐱁𐰃. 𐱉𐰀𐰓𐰃 𐰉𐰀𐰴𐰞𐰢. 𐰑𐰀𐱉𐰀 𐰉𐰆 𐰓𐰃𐰕𐰃𐰤𐰭 𐱎𐰋𐰇𐰼 𐰋𐰅𐱅𐰚𐰠𐰼𐰃 𐱋𐰀𐰺, 𐱍𐰣𐰞𐰺𐰃 𐰑𐰀 𐰲𐰅𐰌𐰼𐱌𐰏𐰢

𐰽𐰃𐰣𐱋𐰞𐰺𐰢𐰑𐰣 𐰑𐱍𐰞𐰀𐰖𐰃 𐰋𐰃𐰼 𐰖 𐰉𐱍𐰖𐰣𐱌𐰀 54 𐰋𐰅𐱅 𐰨𐰀 𐰲𐰅𐰌𐰼𐰢𐱁𐱅𐰢. 𐰏𐰅𐰲𐰤 𐰘𐰅𐰓𐰃𐰏𐰇𐰤 𐰲𐱍𐰸 𐰏𐰇𐰕𐰠 𐰣𐱍𐱃𐰞𐰺 𐰞𐰣𐱌𐰀, 𐰋𐰃𐰼 𐰯𐰃𐰞𐰀𐰣 𐰲𐰃𐰕𐰓𐰃𐰢, 𐱎𐰓𐰇𐰤 𐰓𐰀 𐰌𐰅𐰼𐰢𐰀𐰓𐰢. 𐰖𐱍𐰍𐰣 𐰋𐰃𐰼 𐰲𐰀𐰞𐱁𐰢𐰀 𐰃𐰠𐰀 𐰏𐰅𐰼𐰃𐰘𐰀 𐰴𐰀𐰞𐰣 90 𐰋𐰅𐱅𐰃 𐰓𐰀 6 𐰏𐰇𐰤𐰀 𐰋𐰃𐱅𐰃𐰼𐰯 𐰋𐰆𐰏𐰇𐰤 𐰖𐰀𐰕𐰃𐱌𐰃𐰑𐰣 𐰲𐰃𐰴𐱃𐰃𐰽𐰃 𐰞’𐰃𐰖𐱍𐰺𐰢. 𐰏𐰇𐰕𐰠 𐰋𐰃𐰼 𐰽𐱍𐰭 🙂

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 12 Kasım 2011

120 Bize Yéter

Güç bende olsa şunu yapardım; araç hızlarınıñ eñ yüksek düzeyiniñ 120 km/h ile sınırlandırılması.

Bilinen bir gérçek; ne denli hızlı gidersek gidelim, varacağımız yére ~5 dk. fark ile gideriz. Kötü soñuçlar doğuran hız sorunun önüne géçmek için bu konuda çalışmamız gerek. Bu yüzden şunu taplamalıyız: 120 Bize Yéter.

Yüksek hız hakkını kimi araçlara da tanırdım. Ambülans, itfaiye, polis…

Yapabileceği eñ yüksek hız olan 120 olan bir suçluyu, 200 ile kovalayan polisiñ yakalama olasılığı yüksek olacaktır.

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 16 Ekim 2011

Yeñigün Akımı

İçinde bulunduğumuz toplumun her kesimini kapsayan bir akımın bildirisini okuyorsunuz.

Yanlışlardan ders almasını iyi bilenlerdeniz. Bu topraklardaki gelmiş geçmiş tüm değerlerimizden utanıp, unsur ayıklamaktansa bunları koruyup kollayan bir yapının oluşunu salık vermekteyiz. Artık kimselere görüşünden, kökeninden, dilinden veya inancından dolayı haksızlık yapılmayacaktır, yapmışlardan hesap sormaya geliyoruz!

Bundan sonra Anadolu, yüce Türk târihi boyunca olduğu gibi, kapsayıcı ve kollayıcı olma erdemliliğine geri kavuşacaktır.

Ey çağrıyı işitenler!

Ülkenin durumu bellidir ve var olan siyasî partilerin üstünde birleştirici bir akım gerekli olmuştur. Çağrımız bu durumu görmezlikten gelmeyen ve böyle bir akımla düzeltmeye gönüllü kadın ve erkekleredir. Özellikle gençler olarak, bu duruma el koyma vaktinin geldiğini bilmeyenimiz kalmamıştır. Nitekim ülkenin geleceği, gençlerden sorulur.

Yapabilecekleriniz, içinde bulunduğunuz koşulları düşünmenize gerek olmadan, önünüzde durmaktadır, ardınıza koymayınız, yapınız!

Anadolu Parsları.

Gönderen: 𐰏𐰇𐰰𐰋𐰀𐰘 | 29 Eylül 2011

𐰌𐰢𐰕𐰀 𐰏𐰃𐰼𐰤 𐰖𐰀𐰺𐰀𐰽𐰀

𐰯𐰀𐰤𐱌𐰀𐰼𐰀 𐰲𐰶 𐱍𐰞𐰣𐱌𐰀 𐰏𐰅𐱌𐰀 𐱎𐰘𐰇 𐰋𐰃𐰼 𐰖𐰀𐰺𐰀𐰽𐰀 𐰌’𐰀 𐰏𐰃𐰼𐰓𐰃. 𐰆𐰕𐰆𐰣𐱌𐰀 𐰾𐰇𐰼𐰀 𐱍𐰺𐰀𐰖𐰀 𐰉𐰆𐰺𐰀𐰖𐰀 𐰲𐰀𐰺𐰯𐰀 𐰲𐰀𐰺𐰯𐰀 𐰑𐱍𐰞𐰣𐰑𐰃. 𐰋𐰀𐰤 𐰠’𐰃𐰢𐰀 𐰽𐰆 𐱁𐰃𐱁𐰀𐰾𐰃𐰤𐰃 𐰞𐰯 𐱋𐰆𐰺𐰢𐰀𐰖𐰀 𐰲𐰀𐰞𐱁𐰽𐰢 𐰑𐰀 𐰉𐰀𐱁𐰀𐰺𐰃𐰞𐰃 𐱍𐰞𐰀𐰢𐰀𐰑𐰢. 𐰆𐰞𐰀𐱁 𐰃𐰾𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐰋𐰀𐰓𐰕 𐰲𐰀𐰼𐰲𐰀𐰌𐰀𐰾𐰃𐰤𐰃 𐰞𐰯 𐰖𐰀𐰺𐰀𐰽𐰀𐰖𐰀 𐱎𐰘𐰠𐰀 𐰋𐰃𐰼 𐱋𐰆𐰺𐰑𐰆 𐰚𐰃, 𐰉𐰀𐰖𐰡𐱃𐱃𐰃. 𐰋𐰀𐰤 𐰓𐰀 𐰽𐰃𐰺𐰲𐰀 𐰱𐰃𐰤𐰀 𐰞𐰑𐰢. 𐰺𐰑𐰃𐰣𐰑𐰣 𐰋𐰇𐰘𐰰 𐰋𐰃𐰼 𐰽𐰃𐰺𐰲𐰀𐰖𐰀 𐰴𐱃𐰀𐰺𐰯 𐰏𐱎𐰼𐰦𐰇𐰠𐰀𐰼𐰃𐰤𐰃 𐰲𐰀𐰚𐱅𐰢

.

Older Posts »

Kategoriler